AKP faşizmini CHP demokrasisi ile yenmeye çalışmak

21 Mayıs’ta yapılan AKP olağanüstü kongresinde Tayyip Erdoğan yeniden genel başkan seçildi. Mecliste ki MHP destekli anayasa değişikliğinden tutalım, CHP destekli oylamada HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılmasından, referandumun hileli sonuçlarına kadar her şey Erdoğan’ın nihai hedefinin birinci etabı olan AKP genel başkanlığına dönmesi için yapıldı.

Tabii ki nihai hedef ilk seçimlerde Erdoğan’ın mutlak başkan olması…

Referandum sonuçlarının açık şekilde hile ile değiştirilmesi ve CHP’nin oylamanın hemen sonrasında AKP ve YSK’nın hilelerine karşı sokağa çıkan muhalefeti desteklememesi ardından Baykal ve Kılıçdaroğlu’nun 2019’da ki seçimlerde adaylık mevzusunu gündeme getirmeleri Türkiye gündemini bir anda değiştirmeye yetti. Sokakta ki muhalefet CHP tarafından bir kez daha ihanete uğrarken, referandum sonuçlarının uluslar arası alanda kerhen de olsa tanınmasını getirdi.

CHP’nin kendince yaptığı hesap AKP’nin kurallarını belirlediği oyunun ana oyuncusu olabilme telaşı. Devletin bekaa’sı için sorunun ana nedenlerini görmezden gelmek (ya da parçası olmak) CHP için çok sancılı bir durum değil, zira kendi iç yapılanması bir bütün olarak bu durumla çok çelişmiyor.

Deniz Baykal – Adnan Keskin, Deniz Baykal – Önder Sav liderliğinden, Kılıçdaroğlu yönetimine kadar CHP yönetimleri hemen hemen 25 yıldır hangi demokratik yollarla bir değişim yaşadı ki, ülkenin demokratikleşmesinde müspet bir katkısı olsun.

Kendisini sosyal demokrat bir maskeyle perdeleyen CHP öz olarak 30’ların ideolojik kodlarından beslendi, besleniyor.

CHP’nin bu ulusalcı (özünde faşist), ideolojik kodlarının Deniz Baykal’ın tavsiyesiyle değiştirileceğini sananlar ve bir politik hat olarak kendilerine öncü seçenler AKP faşizmine CHP tarafından sırasıyla sunulan kurbanlar olmaktan kurtulamayacaklar.

Çünkü CHP öz itibariyle bir devlet ve sermaye partisidir. CHP müteahitleri il ve ilçe örgütlerinden tutunda genel merkeze kadar söz ve güç sahibidirler. Bu kesim AKP iktidarı ve sermayesiyle başından itibaren zımni bir ortaklık içindedirler. AKP’nin sahip olduğu belediyelerde bile CHP’li müteahidlerin ihale kontenjanları vardır.

7 haziran – 1 kasım seçimleri arasında ki dönemde Erdoğan asıl olarak CHP sermayesini (“Ekonomik istikrar” denince Kılıçdaroğlu’nun nutkunun neden tutulduğunu hala merak etmiyor musunuz?) ihale musluklarını kesmekle tehdit etti. Özellikle Erdoğan’ın Gülen çetesiyle savaşında ortaya çıkan ganimet CHP ve MHP çevrelerinde ki sermaye (özellikle inşaat sektörü) kesiminin ağızlarının suyunu akıtıyor.

Bu rant ortaklığının ne zaman biteceğini bilemeyiz ama son birkaç seçimdir CHP’nin kuyruğuna takılan bazı sol ve demokratik yapılar (özellikle BHH) kendilerini CHP’nin AKP’ye satacağından emin olabilirler.

Geçmişte mevsimlik kurultay toplamakta mahir olan Deniz Baykal, genel başkan olduğu dönemde yaptırdığı tüzük değişikliği ile kurultay çağrısı yapacak delege sayısını yüzde 51’e çıkararak, ve genel merkez onayı getirerek kendi genel başkanlığını garantiye almıştı. Kılıçdaroğlu bu tüzük değişikliğini olduğu gibi koruyor. İstediği zaman istediği il, ilçe örgütünü görevden alıyor. İstediği milletvekilini disipline gönderip ihraç edebiliyor. Hala aday belirlemede önseçim mekanizmasını tamamen işletmiş değil.

Parti vitrinine koyduğu birkaç vekilin verdiği demokratik mücadele Kılıçdaroğlu’nun soldan eleştirilmesine bir kalkan işlevi görüyor. Bu söylemlerde kendisini sorgulayan biri çıkarsa (Fikri Sağlar iyi bir örnektir.) açıkça partiden kovmakla tehdit etmekten çekinmiyor.

Faşist 12 Eylül anayasasının ilk dört maddesine sıkı sıkıya yapışmış bir partidir CHP.

Meclisin üçüncü büyük partisinin tasfiyesinde suç ortağı bir partidir CHP.

Sınır ötesi savaş teskerelerinin başı okşanan destekçisi bir partidir CHP.

Kurmaca bir darbenin ardından Yenikapı gazinosunun uvertür şarkıcısıdır CHP.

 

7 haziran – 1 kasım arasında çökmüş bir AKP ile 36 gün koalisyon görüşmeleri yapıp sonra bize koalisyon teklifi yapılmadı diyebilen bir parti dir CHP.

Devletin Kürt katliamlarını savunan Onur Öymen’i avuçları patlarcasına alkışlayan genel başkana sahip bir partidir CHP.

AKPM’nin Türkiye’yi tekrar izleme sürecine alma kararına “devletin bekası” gerekçesiyle karşı çıkıp, referandum sonuçlarını anti demokratik diye AİHM’e götüren partidir CHP.

Deng24 yazarı Gazeteci Aykan Sever’in ‘Halkımızın Plasebo bağımlılığı’ başlıklı yazısında belirttiği gibi: Maalesef bu işin ortası yok! Bu iktidarla ilişkinizde ya tam teslimiyeti kabullenirsiniz ya da mücadele edersiniz, başka bir seçenek yok. Olan durumu bu açıklıkla ifade etmek felaket tellallığı değil, aksine bugüne gelene kadar kendini avutmaktan öte bir şey yapmayan, iktidara sığınmayı yaşamak sananlara “kullanışlı aptal” olmaktan direnerek, kavga ederek kurtulma çağrısıdır. 

 

Türkiye’nin geldiği açık diktatörlük durumundan kurtulmak, artık legal – illegal direniş alanlarının yaratılması ve çoğaltılmasından geçmektedir. Ama önce direnenlerin kendi bileklerinde ki CHP kelepçesinden kurtulmaları gerekiyor.

Related Articles