Afrin Çağımızın Kendine Has Vietnam’ı Olma Yolunda İlerliyor !

Tarih tekerrür etmez, ama benzeri olaylar yaşanır. Bu tarihsel özellik nedeniyle, Afrin direnişinden söz edip, Vietnam’la karşılaştırırken tabi ki tümü ile bir benzerlik söz konusu olamazdı ve değil. Vietnam’ın olduğu çağ iki sistemli, iki kutuplu, kutuplardan birisinin sosyalist, diğerinin kapitalist olduğu ya da böyle nitelendiği bir dünya konjonktürü çağı idi. Hatta Vietnam, Sovyetler Birliği’nin önemli desteğini alıyordu. ABD’nin gelişmiş silahlarına karşı Sovyetler Birliği’nden emsali silah da alabiliyordu. Adeta iki sistemin silah teknolojisinin yarışı gibi bir süreç de yaşanıyordu.

Bununla birlikte sadece Sovyetler Birliği değil, diğer sosyalist ülkeler de gıda yardımı, maddi destek, ne gerekiyorsa yapıyorlardı. Vietnam bütün bunları kabul ediyor, fakat savaş cephesine enternasyonal savaşçı kabul etmiyordu. Bu ve benzeri konuların hiçbirisinde Vietnam gerçeği ile Afrin gerçeğinin hiç bir benzerliği yoktur. Hatta o dönemin Vietnam’ına destek olan Sovyetler Birliği yıkıldı, onun yerini alan Rusya Devlet Başkanı Putin Afrin’i, yanına çatal bıçak da koyarak, “ye babam ye” dercesine Erdoğan’ın yemek masasının üzerine bıraktı.

Afrin’in Vietnam’a benzerliği, aynısı olmasa bile dünya çapında uyandırmış olduğu sempati, taraftar ve destek halk gücüdür. Vietnam savaşı sırasında dünyada devrimci olan da, olmayan da, başka bir söylemle insan olan herkes ABD’ye karşı durup, Vietnam’ı destekledi. Dünya derken ABD’yi de katarak söylüyorum. Dünyanın diğer ülkelerinde, Vietnam’ı destekleyen, ABD’yi protesto eden insanlar sokaklara indikleri, bildiri, basın açıklaması vb. yaptıkları gibi ABD’de de doğrudan Vietnam’ı desteklemese bile: Askere gitmeyen, sokaklara inen, protesto eden çok insan çıktı. Sonuç olarak Vietnam dünya insanının sevgilisi, ABD ise insanlığın nefret ettiği bir devlet konumuna düştü. Sonunda savaşı Vietnam kazandı, ABD kaybetti.

Bugün de Afrin, daha savaşın ilk gününden itibaren dünya insanının, insan gibi insan olan herkesin sempatisini kazanmış, desteğini almış, insan gibi insan olan herkesin sevgilisi haline gelmiş durumda. Dünyanın dört bir yanına dağılmış Kürtler, onların motive etmiş oldukları devrimciler, demokratlar, insan gibi insanlar Afrin’e destek veriyor, yanında yer alıyor, savaşçı ruhu taşıyanlar gelip, Enternasyonal Tugaylara katılarak savaşıyor.

Kürtlerin olduğu ülkelerde, Afrin’e desteğin öncülüğünü devrimci demokrat Kürtler yapıyorlar. Kürtlerin hiç olmadığı bazı Latin Amerika ülkelerinde görüldüğü gibi insanlar, Afrin’e son derece coşkulu destekler veriyor, sokaklara çıkıyorlar. İlk günden beri Afrin’e verilen halk desteğinin çok önemli bir kısmı Kürt Halkının yürütmekte olduğu halk diplomasisinden kaynaklı olsa da kendiliğinden destek de küçümsenemeyecek düzeyde. Erdoğan ve devleti Afrin’e saldırısından önce de dünyada bir tecrit durumu yaşıyordu. Ama Afrin’e yapmış olduğu saldırı ve acımasızca; çocuk, yaşlı demeden sivillere uyguladığı katliam, Erdoğan ve devletinin dünyadaki tecrit durumunu alabildiğine hızlandırdı. Öyle ki, “dostum” deyip eteğine yapışmış olduğu Putin bile Erdoğan’ın yapmakta olduğu sivil katliamlarına daha fazla dayanamayarak, Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsüne “yüzlerce sivil” öldürüldü açıklaması yaptırdı.

Putin Rusya’sı: Çeçenistan, Ukrayna, Kırgızistan, Özbekistan gibi çevresindeki kendine göre diken olarak gördüklerini temizleyerek emperyalist bir konum kazandıktan sonra Suriye’ye, züccaciye dükkanına giren fil gibi girip, insanlık düşmanı IŞİD’e roket yağdırınca dünya çapında belli bir puan toplamıştı. Suriye yönetimine, karşı karşıya kalmış olduğu zorunluluktan dolayı çok ağır şartlar imzalatması sonucu dikkatli gözlemciler nezdinde itibar kaybetmişti. Siber sistemle destekleyerek başkan olmasını sağladığı Trump’tan sonra Erdoğan’ı, O’nun diktatörlüğünü yaşatmak amacı ile desteklemesi, aynı amaçla Afrin’i peşkeş çekmesi sonucu, IŞİD’e karşı mücadelede kazanmış olduğu sempatinin tümü halklar nezdinde nefrete dönüştü. Bu nefretin, insanlığın Vietnam’dan ABD’ye de yansıdığı gibi, Afrin’den dolayı duyulan nefretin Putin’in ülkesi Rusya’ya sirayet etmesi de kaçınılmazdır.

Erdoğan’ın Cerablus ve El Bab’da yaptığı gibi dünyanın kulağı duymadan girip işgal etmesi Afrin’de söz konusu olmadı. Bugüne kadar yaşananlardan da anlaşılacağı gibi bazı zom kafalıların sandığı gibi Afrin’in öyle “yedi ayda” falan değil, Erdoğan’ın kıramayacağı kadar çetin bir ceviz olduğu ortaya çıktı. Erdoğan Afrin’den yenik çıkarsa sadece Erdoğan’ın diktatörlük saltanatı yıkılmayacak, Putin diktatörünün de saltanatı yıkılmasa bile ağır yaralar alacaktır. Hatta Erdoğan Afrin’den yenik çıkar ya da önemli yaralar alırsa, Rusya muhalefetinin bunu iyi değerlendirmesi halinde önümüzdeki seçimde Putin rahatça seçilemeyebilir de.

Afrin dünyanın başka ülkelerinde olduğu gibi Rusya’da da nefret ve sempatiyi iki ayrı kategoride toplumsallaştırdı. Sempati Afrin nezdinde, nefret ise Erdoğan ve Putin nezdinde ifadesini bulmaktadır. Vietnam zaferinin, dönemin ABD Başkanı Nixon’u kara çula oturttuğu gibi, Afrin’in zaferi de Afrin nedeniyle insanlığın toplumsal nefretini kazanmış olan Erdoğan’la birlikte Putin’i de aynı kara çula oturtabilir. Çünkü bireysel nefret, Putin’in teşviki ile Erdoğan’ın Afrin’e acımasızca saldırması nedeniyle dünya çapında toplumsal nefrete büyüdü ve Rusya’yı da kapsadı. Rus seçmeni bu bağlamda kafasını iki elinin arasına alıp düşünme konumuna gelebilir. Afrin’i işgal harekatıyla nefretin toplumsallaşması olgusu önceden Erdoğan’a Afrin işgali konusunda “yeşil ışık” yakan Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u da geri adım atamaya zorladı. Kürt Halkının: Fransa’yı, İngiltere’yi, İsveç’i, Almanya’yı kana bulayan IŞİD barbarlığını Kobane’de, Membiç’te, Rakka’da, Deyr Zor’da yenilgiye uğratıp imha etmesi, Avrupa’da Kürtlere yönelik sempatiyi toplumsal bir siyasi eğilime dönüştürdü. Kürtlere yönelik sempatinin halk diplomasisi nedeniyle siyasi bir akıma dönüştüğü Avrupa’da Kürtlerin katliamına canı gönülden göz yummak isteyen Avrupa devleti ya da devletleri olsa bile açıktan açığa yapamıyorlar. Bu duyguları açığa çıktığı zaman hemen geri adım atıyorlar.

Macron bunun çok açık bir örneğidir. Erdoğan Afrin’e saldırı öncesinde gidip, Macron’dan net destek aldı, aldığını da gizlemedi. Şimdi Macron, ne idüğü belirsiz olan: “Afrin’e saldırı işgale dönüşmesin” diyerek geriye çark etmeye başladı. Avrupa halkları, Kürtler olmasaydı IŞİD’in öyle uçaklarla bomba atmakla falan bitmeyeceğinin bilincinde olarak davranıyor. Emperyalizmin yarattığı bir yaratık olan IŞİD gibi bir barbarlığın Kürtler olmasaydı yok edilemeyeceğini Avrupa halkları herkesten daha iyi biliyor. Ama Macron; Avrupa ve dolayısı ile de Fransız Halkının bildiklerini daha yeni anladı. O nedenle de anlar anlamaz “Ermeni soykırımının belgelerini açığa çıkartırım, soykırım günü ilan ederim” gibisinden çıkışlarla Erdoğan Türkiye’sini tehdit etti. Yarın bir gün olmasa bile yakın bir gelecekte diğer Avrupa devlet yöneticilerinin Macron gibi geriye çark edeceklerine kuşku yoktur.

Avrupa halkının Kürtlere duymakta olduğu sempati geçmişte Vietnam’a duydukları sempati gibi sadece vicdani bir sempati değil. Bütün dünyanın, özellikle de Hristiyan ve/veya Gayrimüslim dünyasının can düşmanı IŞİD’i yenmek, yok etmek gibi, bir töhmet gibi karşılığı olan bir sempati. Bu yapısal nedeni ve doğru bir yöntemle başlatılarak geliştirilmiş olan halk diplomasisi sayesinde Kürtlere duyulan söz konusu sempati, siyasi ve etkin bir akıma büyüdü. Bu akım ilk olarak Erdoğan’ın özel olarak görüştüğü, “ikna oldu” dediği dostu Macron’u “aldığınız yerleri işgale dönüştürmeyin” (sanki aldıkları yerleri işgal değil de turistik tesislere döndüreceklermiş gibi) bir ucube gerekçe ile geriye çark ettirdi.

Afrin, diplomatik destek ve dayanışmasını devletlerle değil halk diplomasisi yoluyla halklarla sağlıyor. Her geçen gün de güçlenerek gelişmeye devam ediyor. Siyasi ve toplumsal bir içerik kazanan bir akım olmaya doğru irtifa kazanıyor. Afrin konusunda devletlerle halk arasında bir ayraca dönüşüyor. Ama Macron örneğinde görüldüğü gibi devletler halkları değil, halklar devletleri hizaya getiriyor. Kürt Halkı ve onun gözbebeği ve yüreği haline gelmiş olan Afrin direnişinin yaratmış olduğu siyasi akıma büyümüş olan sempati, Putin’i de etkileyecektir. Dünya egemenlerini demiyorum (çünkü onlarda insani bir değerin kırıntısı bile kalmamış çıkardan başka) ama dünya halkları Kürt Halkına, IŞİD gibi bir insanlık düşmanını yok ettiği için vicdan borcu duyuyor. O nedenle halklar Macron gibi egemenlerin burnuna dürttükçe ancak kendilerine gelebiliyorlar. Çünkü hala halkın oylarına gereksinmeleri var, buna Erdoğan ve Putin de dahil.

Bu bağlamda, Afrin dünya çapında böylesine yepyeni bir denge sistemi yarattı. Ancak Erdoğan ve çevresinin böylesi bir gelişimden haberi yok. Burunlarının doğrultusunda gidiyorlar, burunları Afrin duvarına çakılıncaya kadar da gitmeye devam edecek gibiler. O nedenle Afrin, zaferini ilan etiği gün bölgede ve dünyada bugünkünden çok farklı, kendine has doku ve dengelerin oluşmasına neden olacaktır. Ancak Erdoğan ve devletinin aklı başına o zaman gelecektir, ama tabi ki o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.

Globalizmin çürütmüş olduğu insanlık: İnsan iradesinin, insanlık değerlerinin, direnişin her türden silahtan daha üstün olduğunu Afrin’le somut bir şekilde görerek dibe vuracak, bu sert vuruşla yeniden kendine gelme sürecine girecektir. Evet biliyorum, bu yazı felsefi bir yazı oldu. Fakat sadece bilimsel sorgulama ile değil, bütün tez ve anti-tezleri somut verilerden oluştuğu için de teorik içerikli bir felsefi yaklaşım oldu. Çünkü Afrin: Yapısal ve yaratmış olduğu verisel olgularla ne salt teori, ne de felsefi olarak değil, ancak böylesi bir yaklaşımla izah edilebilirdi…

Teslim TÖRE

Related Articles