ABD’nin başlama vuruşu

Tarihin tekrar etmekten çok, taklit etmeye bayıldığını sanırım bir yerlerde okumuştum. Son dönem dünya genelinde olan bitenler aklıma, 1953’te İran’da Musaddık iktidarı (ve dünyanın geleceğine) karşı düzenlenen darbenin öncesini getiriyor. Trump ve May’i, darbeden kısa bir süre önce iktidara gelen ve darbe için düğmeye basan Eisenhower-Churchill ikilisine benzetmek sanırım fazla abartılı olmaz. O zaman “İran’a askeri müdahalede bulunmadı, darbeyi onaylamadı” diye Eisenhower’ın aşağıladığı koltuğu devraldığı Truman’ın yerinde ise bugün Obama var. Trump’ın salvolarının hedefi oluyor. Trump, İran’la uzun müzakereler sonrası nükleer alanda varılan uzlaşmayı “Hayatımda imzalandığını gördüğüm en kötü anlaşma” tarzı sözlerle tanımlıyor. Bu tür “derin” fikirlerini “bir numaralı terörist devlet”, “savaş dahil her seçenek masada” gibi dünyanın geleceğine ilişkin varsa biraz iyimserlik kırıntıları, onları da yok edecek tarzda destekliyor.

Trump, başkanlık koltuğa oturduğu ilk günden itibaren İran’ı hedef aldığını açıkça ifade etti. Geçtiğimiz hafta İran, balistik füze denemesinin yanı sıra yapılan açıklamalarla ABD’ye meydan okudu. Bunun karşılığı ise yeni yaptırımlar oldu.(1)

Bugün 1950’lerde olduğu gibi İsrail ve Suudi Arabistan’ın özel katkılarıyla yeniden İran’da rejim değişikliği ve İran’ın parçalanması gibi politikalar tartışılıyor. CIA ve ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonrası “başlama vuruşu” (ABD yola 1954’te gerçekleştirilen Guatemala darbesiyle devam etti.) Musaddık darbesinin bir benzerini bugün örgütleyebilir mi, “başarılı” olabilir mi?

Baştan söyleyeyim fazlasıyla zor ve tehlikeli. Bunun birçok nedeni var. İlki bugün İran’daki iktidar sorunları olsa da Musaddık dönemiyle karşılaştırılmayacak kadar politik ve askeri olarak güçlü. Başta Irak olmak üzere Ortadoğu’da geniş bir nüfuz alanına sahip. Rusya ve Çin gibi stratejik ittifakları var. Nitekim Rusya, Dışişleri Bakanı Lavrov’un ağzından İran’la ilgili “terörist devlet” tanımlamasına katılmadıklarını söyleyerek İran’ın yanında duracaklarını gösterdi.(2) AB üyeleri ise yakın zaman Malta’da yapılan zirvede, ABD’nin saldırgan politikalarını onaylamak bir yana, Irak ve İran’ı dostluk geliştirmemiz gereken ülkeler diye tanımladılar.

Şimdilik Trump’ın dile getirdiği bazı şeylerin biraz rast gelelik içerdiği, zaman zaman kendisinin ABD Devlet Başkanı olduğunu unuttuğu görülüyor. Aynı minvalde bugün biraz da kendi sınırlarını anlamak için sağı solu zorluyor. Fakat İran ve Çin’e dönük düşmanca tutumun rastgelelikten uzak, stratejik bir tercih olduğu aşikar. Yakın vadede ABD’nin doğrudan bir çatışma yerine İran’ın etkili olduğu alanlarda, bu güçlerin insiyatifini kırmayı denemesi beklenebilir.

Ukrayna’da savaş

neden yeniden alevlendi?

Postmodern karakterdeki yeniden paylaşım savaşının önemli cephelerinden biri olan Ukrayna’nın doğusunda, Avdeyevka’da savaşın yeniden alevlenmesi (29 Ocak) iç siyasal çekişmelerin yanı sıra uluslararası planda Kiev yönetimini hüsrana uğratan bir kaç gelişme ile bağlantılı. İlki Obama dönemi Başkan Yardımcısı Joe Biden tarafından özel olarak desteklenen (Biden’ın Ukrayna’da özel ticari ilişkileri olduğu iddia ediliyor.) Proşenko yönetimi, Trump’tan istediği desteği bulamadı. Biden’ın, 16 Ocak’taki Ukrayna ziyaretindeki dualarının aksine Trump, Rusya’ya dönük yaptırımları gevşetmeye başladı. Ayrıca NATO Ukrayna’yla ilgili füze kalkanı görüşmelerini riskli görerek süresiz erteledi. Bütün bunlar olurken savaşın yeniden Kiev yönetimi tarafından başlatılması, daha çok Trump ve tarafından sahip çıkılma ihtiyacı diye tanımlanabilir. Fakat Proşenko Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde de tam olarak aradığı desteği bulamadı. Trump, bölgedeki sorunları üç ülkenin (Rusya-ABD ve Ukrayna) birlikte çözeceğini söyledi.

Bütün bu olanların Proşenko ve onu destekleyen Pentagon çizgisini yıldıracağını düşünmek yanıltıcı olur. Baltık ülkelerinin Rusya sınırlarına sevk edilen tanklar bunun işaretleri arasında. Ayrıca Kiev yönetimi kendini güvenceye almak için NATO üyeliğini referanduma götüreceğini açıkladı. Bunun yeni bir gerilim kaynağı olacağı şüphesiz. Ayrıca denize düşen yılana sarılır hesabı Erdoğan’a mektup gönderen Proşenko “Karadeniz’in güvenliği Ukrayna ve Türkiye’den sorulmalı” buyurdu. Ama Recep’ten tık yok. Bir süredir Erdoğan rejimi Proşenko’ya yüz vermezken, “Rus mezalimi, soydaşımız Tatarlar” gibi kullanışlı tekerlemeleri hepten unuttu.

Velhasılı kelam epey tuhaf zamanlarda yaşıyoruz. Sanırım ilk kez bir arkadaşımdan duymuştum, Çinliler birine beddua edecekse “acayip/ilginç zamanlarda yaşayasın” derlermiş, biz de galiba toplu olarak birilerinin edinmesine maruz kaldık.

(1) Geçen hafta Trump yönetimi İran’ın balistik füze programına katkı sağladıkları gerekçesiyle bazıları Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan ve Çin’de olmak üzere 12 kurum ile 13 bireye ekonomik yaptırım uygulama kararı aldı.

(2) Musaddık dönemini hatırlayacak olursak, belki Stalin’in ölümü sonrası oluşan boşluk belki de SSCB’nin Batı ile daha önce girdiği “anlaşmalar” nedeniyle İran’a dönük tezgahlanan bu komploya Sovyetler Birliği sessiz kalmıştı. Halbuki darbe sırasında en çok zarar gören kesimlerin başında dönemin SB yönetimine yakın olan TUDEH üyeleri bulunuyordu.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles