ABD militarizmi tırmandırıyor-Aykan Sever

ABD önemli ölçüde zaafa uğrayan hegemonik pozisyonunu toparlayabilmek için yeniden silaha sarıldı. Bu kez yenilenen “savunma” stratejisi çerçevesinde, nükleer silahların kullanılma olasılığını gündeme getiren politikalar var.

ABD daha önce tartışma konusu yaptığı yeni nükleer silah politikasını geçtiğimiz hafta yürürlüğe koydu. Pentagon tarafından yapılan açıklamaya göre yeni nükleer silahların geliştirilmesi ön görülüyor. Fakat bu silahlar eskisine nazaran daha küçük -20 kilotondan düşük güçte- olmakla birlikte yıkıcı özelliklerini koruyacak. Bu kapsamda denizaltılardan atılan füzeler, karada konuşlanmış balistik füzeler ve havadan sevk edilen silahların güçlendirilmesi, nükleer başlıklarının daha küçükleriyle değiştirilmesi düşünülüyor. Tabii burada asıl sıkıntı daha önceden caydırma amaçlı olduğu iddia edilen nükleer silahların kullanılma olasılığının gündeme gelmesi. Bu silahların ilk elde hedefinde Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore bulunuyor.

Militarizme dayalı dış politikanın, aynı zamanda aklı “önce Amerika” hatta “önce Beyaz Saray ve ailem”den ötesine elvermeyen birilerinin hükmünde yürürlüğe konulacağını düşününce, ister istemez dünyanın geleceği açısından endişelenmemiz kaçınılmaz. Hali hazırda dünya, postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının paralelinde yaşanan her türden ayrımcılığın (etnik, dinsel, cinsel vb.) hüküm sürdüğü bir atmosferin yanı sıra, sömürü, yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik, göç ve çevresel felaketlerle boğuşurken, bunun üzerine bütün bu olumsuzlukları çok daha derinleştirecek militarist politikaların ABD tarafından tercih edilmesi dünyanın geleceği ile ilgili kaygıları daha da artıracaktır.

İlk elden bu politikaların hedefi olan ülkelerden Çin “ABD’yi  Soğuk Savaş zihniyetinden bir an önce çıkmaya” çağırırken, Rusya ABD’yi “savaş çığırtkanlığıyla” suçladı ve kendi güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri almaya hazır olduğu belirtti. Özetle silahlanma yarışında biz de varız denildi. Dünyanın önde gelen güçlerinin silahlanma ve sürmekte olan savaş konusunda pervasız davrandıkları aşikar. Özellikle Trump’la birlikte ABD’nin dünyaya kendi hegemonyası altında vadedebileceği bir şey kalmadı. Bundan sonrası olsa olsa silah tüccarlarının ütopyası olabilir.

Avrupa Birliği (AB) ise henüz politik düzeyde ABD’nin yeni savunma doktrinine dönük açıklama yapmış değil. AB yönetimi bu aralar Trump tarafından ABD lehine gündeme getirilen yeni ticari kuralları engelleme uğraşında. Fakat AB basınına ABD’nin nükleer silah kullanma olasılığı tartışma konusu yapılmaya başlandı. Çünkü NATO ve Rusya arasında olası ilk çatışma alanının Avrupa sınırları olacağının farkındalar. Dolayısıyla karşılıklı nükleer silahların kullanılması halinde milyonlarca insanın hayatını kaybedeceği de açık. Ayrıca yükselmekte olan bir odak olarak AB’nin ABD’nin politikalarının esiri olmaktan kaçmaya çalışması da bu işin doğasının bir parçası.

Başlığa bakıp yaşananlardan sadece ABD sorumlu sanılmasın ama hala dünyanın bir numaralı gücü o, savaşın kurallarını bir anlamda o tayin ediyor. Fakat bu karşısındaki güçlerin otomatik olarak “iyi” olduğu sonucunu doğurmuyor. Onlar da ABD ile yarışırcasına geliştirdikleri politikalarla yaşadığımız felaketlerin ortağı. Rusya’nın Avrupa’da (Türkiye dahil) sağcı-faşist grupları (aralarında kendini solcu zannedenler de olabilir) desteklemesinin yarattığı/yaratacağı felaketler, Çin’in pek bir övündüğü Nikaragua Kanalı projesinin bölgede tatlı su kaynaklarını yok edebileceği gibi gerçekler bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Emperyal güçler arasındaki savaşın yakın zamanda belli bir dengeye ulaşma olasılığı zayıf. Bizim sorumuzsa onlar dünyayı yaşanılmaz kılmadan önce dünyayı kavrayacak, kurtaracak bir hareketi nasıl yaratacağımızdır.

257
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles