Şeyh Bedreddin ve Anadolu İsyanları

 

2016 yılı, Anadolu ve Rumeli topraklarında adalet, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik için Şeyh Bedreddin ve müritleri Börklüce Mustafa ile Torlak Hü Kemal’in başlattığı mücadelenin 600. Yıldönümüydü. Bilge Umar’ın Evrensel yayınlarından çıkan BÖRKLÜCE  isimli tarihi romanı, isyanı tarihçi titizliğiyle işliyor.  Roman, edebi eser niteliğini aşarak tarihi belge niteliğine dönüşüyor.

 

Şeyh Bedreddin ve Müritleri Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal Ayaklanması

 

Bedreddin, Dimetoka’da 1358’de Gazi İsrail’in ve Melek’in oğlu olarak dünyaya geldi. Soyu, Selçuklu sultanlarından 3. Alaeddin Keykubad’a kadar uzanıyor. Bedreddin, yoluna bir din bilgini olarak başladı. Küçük yaşta Edirne, Bursa, Konya ve Kahire, Bağdat, Halep ve Mekke’de bulunarak İslam din bilgisi ve felsefe öğretilerini tek tek inceledi. Kendini aynı zamanda astronomi ve tıbba adadı.  Dönemin bilginlerinden Şeyh Hüseyin Ahlati ile tanıştı ve ondan çok etkilendi. 1402 yılında Anadolu’ya geçti. Ünü kendisinden önce varacağı yere ulaşıyordu. Kendisiyle din üzerine tartışmak ve Semerkant’a götürmek isteyen Timur’dan gizlice kaçarak ondan kurtulmayı başarır. Yıldırım Bayezıd’ın oğlu şehzade Musa ile tanışır. 1407’ Edirne’ye geçerek en önemli eseri VARiDAT’ı  kaleme alır.

 

Bedreddin, panteist-materyalist bir dünya görüşüne sahipti. “cehalet döneminde insanlar, elle tutulur gözle görülür putlara inanıyorlardı. Şimdilerde ise gönüllerini görünmez putlara verdiler” diyecektir. “umarım ki tanrı gerçeğin örtüsünü kaldırır ve insanlar da ona inanma fırsatını bulurlar. Şunu bilin ki, Tanrı insanın bütün iç ve dış gücü olduğu kadar aynı zamanda onun kulağı, gözü, dili hatta elleridir.”

Tanrısal güçlerin aslında doğanın yasalarından başka bir şey olmadığını savunmaktadır. Bedreddin, tözü tanrıyla eş tutar. Ancak Varidat’ta yazılanlar, halkın önünde konuşulmamaktadır. Zaman henüz çok erkendir.

Bedreddin, bilgisi ve derinliğiyle yalnızca İslam coğrafyasını değil, Rumlar, Hristiyanlar ve Yahudiler üzerinde papaz, rahip, esnaf, denizci ve bilcümle halkı üzerinde derin etkisi vardır. Kendisine kurbanlar adanmakta, hürmet edilmekte ve onun sayesinde din değiştirmektedirler.

Bedreddin, olağanüstü akıllı bir alimdi. Madde üstü tanrıya asla inanmıyordu. Varidat‘ta Batıniliği  en açık biçimde işlemişti. İslam üzerine onun ki kadar engin bilgiye sahip kimse yok idi. Dolayısıyla Baba İlyas’taki gibi tanrı ile haberleşir, ona nazı ve sözü geçer sanısı geçersizdi.

Bedreddin, hakça toplumsal bir düzen kurmak için Osmanlı tahtına geçmek istiyordu. Halk ayaklanmasının kitleselleşmesi için çok iyi bildiği yakın geçmişin Baba İlyas ayaklanmasında ve daha nice halk ayaklanmasında, örneğin, Aristonikos, Spartacus, Mazdek, Babek ayaklanmalarında kanıtlandığı üzere, toplumsal düzen değişikliğini din uğruna savaşma heyecanı da katılırsa gerçekleştirilebileceğine inanıyordu. ‘İslam’ın gerçek özü’ budur demek için Batıniliği de savunmakta ve yararlanmaktaydı.

Halk arasında kör ile topalın savaşı olarak bilinen Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Timur’un Bayezid’i yenmesiyle Osmanlı Devleti bir dağılma süreciyle karşı karşıya geldi. Bayezid’in oğulları arasında kanlı taht mücadelesi başladı.

Şehzadelerden Musa, Süleyman ve Mehmet’e göre daha toplumcu ve eşitlikçi bir görüşe sahipti. Musa Çelebi, tahtta kaldığı süre içinde Şeyh Bedreddin’i kazasker olarak atadı.  Musa Çelebi öldürüldükten sonra bile Bedreddin’e dokunulmadı. İznik’e sürgün gönderildi. Hatta kendisine maaş bile bağlandı. Çok rastlanır olmayan bu durum, dönemin en büyük İslam bilgini olmasına borçludur.

Bedreddin, kazaskerliği döneminde yanına kethüda olarak Karaburunlu Dede Sultan olarak çağrılan Börklüce Mustafa’yı almıştı. Diğer müridi Torlak Hü Kemal’dir. İznik’e sürgün gönderildikten sonra Börklüce Mustafa’yı Karaburun’a, Torlak Kemal’i de Saruhan iline gönderir.

 

Musa Çelebi, beş yıl tahta kaldıktan sonra kardeşi Mehmet Çelebi tarafından öldürülerek taht elinden alındı. Mehmet, diğer beyliklerin üzerine yürüdü ve hepsini etkisiz hale getirip kendisine bağladı. Tarihçilerin, Osmanlı’nın ikinci kurucusu dedikleri  Sultan Mehmet, aynı zamanda Osmanlı’daki ilk halk ayaklanmasını kanlı bir şekilde bastıran padişahtı.

 

Börklüce Mustafa doğduğu topraklara, Karaburun’a varınca Osmanlı’nın henüz tam hakim olmadığı Aydın ve Saruhan illerinde hakça bir düzen kurmak istedi.

Amaç, huruç ve kıyam ile zalim Osmanlı’yı saltanattan devirmek, erenler sultanı şeyhi tahta geçirip, kimsenin kimseyi ezmediği ve elin uzanabildiği bütün dünya nimetlerinin kardeşçe, hakça bölüşüldüğü bir düzen kurmaktı. Yarın dudağından gayri her şeyde, her yerde ortak diye bilmekti. Hakça bir düzen düşlenmektedir. Karaburun’da toprak ortak işlenip, hasat eşit bölüşülüyordu. Bu düzen yalnızca, Osmanlıyı değil, onunla düşman diğer beyliklerin de hışmını üzerine çekti. Sınıfsal çelişki tarihin bu erken döneminde keskinleşmiş ve egemen iktidarları aynı safa getirmiştir.

Çelebi Mehmet, önce Aydın valisi Bulgar dönmesi Şişman Paşa’yı, sonra Saruhan valisi Ali Paşayı Börklüce’nin üzerine gönderdi. İkisi de Börklüce’nin daileri tarafından büyük bir hüsrana uğratıldı. Anadolu ve Rumeli’deki bütün güçlerini Şehzade Murat ve lalası Bayezid Paşa öncülüğünde  Karaburun’a gönderdi.

Börklüce Mustafa önderliğinde 1413’te Karaburun’da başlayan isyan, 1416’da 10 bin daisi, köylü, çocuk ve yaşlı şehzade Murad ve lalası Bayezid tarafından kılıçtan geçirildi.

Mübalâğa cenk olundu.

Aydının Türk köylüleri,
         Sakızlı Rum gemiciler,
                              Yahudi esnafları,
on bin mülhid yoldaşı Börklüce Mustafanın
düşman ormanına on bin balta gibi daldı.
Bayrakları al, yeşil,
    kalkanları kakma, tolgası tunç
                                            saflar
pâre pâre edildi ama,
boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
on binler iki bin kaldı.

Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yârin yanağından gayrı her şeyde
                                         her yerde
                                                       hep beraber!
                                          diyebilmek
                                            için
on binler verdi sekiz binini..

Yenildiler.

Yenenler, yenilenlerin
                 dikişsiz, ak gömleğinde sildiler
                                   kılıçlarının kanını.
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi
hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış atların
                                             eşildi nallarıyla….

 

Börklüce Mustafa, çarmıha gerilerek Ayasluğ’da (Selçuk), Torlak Hü Kemal, Manisa’da ve Bedreddin de Edirne Serez çarşısında dara çekildi.

Satırı çaldı cellât.
Çıplak boyunlar yarıldı nar gibi,
yeşil bir daldan düşen elmalar gibi
                    birbiri ardına düştü başlar.
Ve her baş düşerken yere
çarmıhından Mustafa
baktı son defa.
Ve her yere düşen başın
kılı depremedi:
—İriş
        Dede Sultanım iriş!
                                dedi bir,
başka bir söz demedi..

Osmanlı’nın hakimiyet alanını genişledikçe, adaletsizlik, haksızlık ve katliamları da büyüdü. Elbet de direnişler, isyanlar ve mücadelelerde o kadar büyüdü, kökleşti.

 

Şeyh Bedreddin ve müritleri Börklüce Mustafa ile Torlak Hü Kemal’in kendisinden önceki ve sonraki Anadolu halk ayaklanmasındakilerden farklı bir yönü vardır. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde çeşitli birlikler kurulup, toprağı birlikte işliyor, hasattan birlikte yararlanıyordu. Hacı Bayram, Ankara civarlarında 1400’lerin başında böyle bir birlik kurmuştu.

Börklüce Mustafa’nın bundan farkı, toplulukları kurmakla yetinmiyor, onları silahlandırmaya çalışıyordu. Amacı sömürü ve baskıyı ortadan kaldırmak, Osmanlı devletini çökertmek, tüm toplumu kendi idealleri doğrultusunda dönüştürmektir.

 

Anadolu’daki bütün bu isyanlar, mülkiyet ve iktidar ilişkilerine tepki olarak ortaya çıkacak, savaşılacak ancak bir yeni bir örgütlenme modeline dönüşemeyecektir. Börklüce Mustafa’nın Karaburun’da başlattığı iştirakçi bir düzen bilgisi ve önderliği diğerlerinde yoktur. Ama bir refleks olarak bir karşı koyuş vardır. İtiraz vardır. Başlar vurulur, lakin başlar eğilmezdi.

 

Bedreddin, hakça, iştirakçi düzeni ve toplumcu fikirlerini doğduğu bölgede Zilotislerden öğreniyor. Toplumculuğu, iştirakçiliği erken dönemde öğrenme fırsatı buluyor. Dimetoka’da 1341’de  Kantakozenos’a karşı başlayan halk ayaklanması kısa sürede Trakya ve Makedonya’ya yayılır. Siyasal bir örgüt oluşturup yönetim kurulur. 7 yıl süren bu yönetimde halk yönetime sahip olur. Her maldan yararlanmada ortaklık ilkesine dayalı “iştirakçi” bir yönetim kurulur. İşte bu olaylar Bedreddin’inin henüz genç yaşındayken yaşanmıştı. Onun fikirleri üzerinde şüphesiz etki  bir bırakmıştır.

 

 

Anadolu’nun İsyanlar Tarihi

 

Yazılı tarihin bize bıraktıklarından anlıyoruz ki, Ege kıyılarında direniş, Zeus döneminden başlar. İktidarı, mülkiyeti ve egemenliği muktedirlerden alıp, halka veren ilk devrimci Prometheus’dir.  Ateşi tanrılardan çalıp halka verir. Çalınan sadece ateş değildir. Adalet, eşitlik ve özgürlüktür. Bilinçtir. Zeus, buna çok sinirlenir ve Prometheus’u Kaukos (Kafkas)Dağı’nda bir kayada zincire vurur. Ciğerini bir kartala yedirtir. Ancak ciğer sürekli yeniden yeniden büyür… işte o günden beri bu ciğer, adaletsizliğe, zulme ve eşitsizliği karşı her gün yeniden büyür.

 

Ege denizinin doğu tarafındaki topraklarında, İzmir’in kuzeyinde bugünkü Manisa’da Spiylos (Spil Dağı) civarlarında başka devrimci bir mücadele verilir. Zeus ile Pluto’nun oğlu Tantalos, tanrılarla çok iyi ilişkiler içindeydi. Olimpos törenlerine katılır, tanrılarla yiyip içerdi.

 

Tantalos’un vicdanı, tanrıları çok kızdıracak bir harekete yol açar. Kimine göre ölümlülerden saklanması gereken gizemleri arkadaşlarına ifşa eder, kimine göre kendini tanrılardan daha zeki görecek kadar küstahlaşır. Kimine göre ilahi gözlem gücünü sınamaya kalkar. Başka anlatıcılara göre de, ölümlülerin tatmaması gereken nektar ile ambrosia’yı (tanrıların ölümsüzlük yemeğini) çalmış ve sıradan halkla paylaşmıştır.

 

Hangisi olursa olsun sonuçta ölümlülere ve kendisine ait olmaması gereken bilgiyi, mülkiyeti paylaşmıştır. Tanrılar, Tantalos’a öyle bir ceza verirler ki!  Tantalos, ırmağın içinde boğazına kadar suya batmış halde duracak, fakat su içmek için başını her eğişinde sular Tantalos’tan kaçacaktır. Başının üzerinde lezzetli bir sürü meyve asılıdır. Ama ne zaman elini uzatsa ani bir rüzgar çıkıp iştah açıcı meyveleri uçurur.

 

Zaman akar, zülüm devam eder Anadolu’da. Bu defa devrimci mücadele, M.Ö 133’ de Bergama’da (Pergamon) Roma imparatorluğu’nun kurmak istediği kölece düzene karşı başlar.  Kral Attalos, ölümünden önce topraklarını Roma İmparatorluğu’na miras bıkan bir vasiyetname bırakmıştır. Roma senatosu bu vasiyeti kabul eder ve Graachus’u temsilci olarak atar. Graachus’un Stoacı hocası filozof Blossius, devlet arazilerinin halka dağıtılmasını içeren bir toprak reformu hazırlar.

Bu reform Roma’da büyük toprak sahipleri ve yöneticilerin tepkisini çeker. Graachus öldürülür. Blossius ise Bergama’da isyan hareketini başlatan Aristonikos’a sığınır ve onun danışmanlığını yapar. Aristonikos, bütün kölelere özgürlük ve toprak verileceğini, herkesin özgürlük ve eşitlik içinde yaşayacağını içeren bir toplum modelini vadeder. Kısa sürede isyan geniş bir coğrafyaya yayılır. Ancak Roma İmparatorluğu, ‘Güneş Ülkesi’ adını alan bu girişimi M.Ö 129 yılında bugünkü Karaağaç kasabası yakınında yenilgiye uğratır.

 

Bu defa direniş Ege’nin batı kıyılarına taşınmıştır. M.Ö 73 Spartacus, Roma’ya karşı köleci ayaklanmayı başlatır. Binlerce yoldaşı ile Appian yolunda çarmıha gerilir. Fakat Roma’nın kalbine büyük bir hançer sokulmuştur.

 

Dünya tarihi gibi Anadolu’nun tarihi de, zulümler ve isyanlar tarihidir.  Anadolu’da Selçuklulara karşı Baba İlyas önderliğinde 1239 yılında Baba İshak Kefersudi tarafında isyan başlatılır. Babai ayaklanmaları olarak adlandırılan bu ayaklanmalar, Türkmen Alevilerin öncülüğünde başlar, kısa sürede isyana, Kürt aşiretleri, Müslüman olmayan köylülerin de katılımıyla büyür. Köylü ayaklanması olarak başlayan isyanın dinamiğinde birçok neden vardı. Ortodoks Sünni İslam’ın baskısına tepki de isyanın patlamasında etkilidir. Fakat isyanın asıl temelini toprak mülkiyeti oluşturmaktadır. İsyan Anadolu’da yaygınlaşır. Ancak kanlı bir şekilde bastırılır. Lakin, Anadolu topraklarına isyan tohumları daha güçlü ekilir.

 

Osmanlı’nın ve yereldeki beylerin baskı ve zulmü, 15. ve 16. Yüzyıllarda Celali ayaklanmalarının patlak vermesine yol açacaktır. Artan vergiler, yerel feodal beylerin koyduğu ek vergiler ile çiftler bozulur. Keyfi uygulamalar ve yoksulluk, halkın tefecilerin eline düşmesine yol açar. Yoksul halk kitleleri dağlara çekilir. İsyanlar hep kanlı bir şekilde bastırılır. Anadolu’da Bolu beyine karşı Köroğlu, Hızır Paşa’ya karşı Pir Sultan Abdal ve Toroslarda Dadaloğlu ortaya çıkacaktır.

 

Anadolu halkları Cumhuriyet ile yeni bir evreye geçmiş olsa da. Yoksulluk, adaletsizlik, toprak sorunu, diğer inançlara ve halklara yönelik baskılar devam etmekte. Modern devlet, modern araçlarla ortaya çıkan adalet ve özgürlük arayışlarını eskiyi aratacak zalimlikle bastırmaya çalışıyor.

 

2017’de yeni Osmanlıcılık fikirleri ile eskiye dönme çabası içindeki iktidar ve saray, 200 yıllık bir kazanıma karşı savaş açmış durumda. 16 Nisan 2017’de oylanacak olan yeni anayasa referandumu değil, iki yüz yıllık bir halk mücadelesinin, kazanımlarının rövanşıdır. Fatih’in, Kanuni’nin ve Yavuz’un torunları olduğu iddiasıyla ortaya çıkan teokratik düzen ve  padişahlık yanlıların karşısında Baba İlyas’ın, Baba İshak’ın, Şeyh Beddreddin’in, Börklüce Mustafa’nın, Torlak Kemal’in, Celali’nin, Köroğlu’nun, Pir Sultan’ın, Dadaloğlu’nun, Mustafa Suphi’nin, Çanakkale’de düşenlerin, Seyit Rızaların, İbrahimlerin, Mahirlerin, Denizlerin, Hakilerin, Kemal Pirlerin, Mazlumların, Gezinin ve Mehmet Tunçların evlatları olarak karşı duracağız. Bugün Anadolu’da ve Mezopotamya’da adaletsizlik, baskı ve zulüm devam ediyor. Elbet direniş de!

 

 

Kaynaklar:

(http://www.arkeorehberim.com/2015/08/gunes-ulkesi-icin-tarihin-ilk-kole-isyan.html)

Bilge Umar, Börklüce, Evrensel Yayınları, 2016

Zygmunt Bauman, Cemaatler, Say Yayınları, 2016, Çeviren: Nurdan Soysal

Ernst Werner, Büyük Bir Devletin Doğuşu,Alan Yayıncılık, 1988, Çeviren: Yılmaz Öner

Nazım Hikmet, Simavne Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Destanı

 

Related Articles