deng24.com

300 yıllık Almanya-Türkiye dostluğunun perde arkası I-II

300 yıllık Almanya-Türkiye dostluğunun perde arkası-I

ANF/HABER MERKEZİ

1980 yılında yapılan askeri darbe sonrasında binlerce muhalif Almanya’ya sığındı. 1984 yılında PKK’nin silahlı güçlerinin Eruh ve Şemdinli eylemleriyle silahlı mücadeleyi başlatması sonrasında Türkiye Almanya ilişkileri askeri alanda yoğunlaştı.

Türkiye ile Almanya arasında gerilen ilişkilerin düzeltilmesi konusunda Türkiye tavizler verecek mi? Peki Almanya taviz almadan gerilen ilişkileri düzeltilmesi için geri adım atacak mı? Bu soruların yanıtı her iki ülkenin 300 yıla dayanan ilişkisinde saklı.

Türkiye Almanya ilişkileri kimine göre 800 yıl, kimilerine göre ise 300 yıla dayanıyor. Sınır komşusu olmayan iki ülke arasındaki sıcak ilişkilerin başlangıcı 250-300 yıl öncesine dayanıyor. 12. Yüzyıldaki İkinci Haçlı Seferi sırasında Kutsal Roma-Germen İmparatoru I. Frierich Barborassa ordusunun başında Selçuklunun başkenti Konya’ya kadar gittiği belirtiliyor. Burada Selçuklular ile Almanlar arasında yapılan bir anlaşmayla Alman Ordusu’na Klikya (Antalya- Mersin) yolu açılıyor. Ancak imparator Barborasso 1190 yılında İçel-Göksu ırmağında yıkanırken boğulması sonrasında Alman Ordusu’nda dağılmalar yaşandı.

Alman imparatorun yeğeninin Alman ordusunun başına geçmesinin ardından Selçuklu orduları ile Alman orduları arasında çeşitli savaşlar yaşandı. Bu savaşlardan sonra yeniden ikilli anlaşmalar yapıldı.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Avusturya’nın tamamını ve İtalya’nın bir bölümünü elinde bulunduran V. Karl döneminde, Kardinal Busbeck’i tam yetkiyle Osmanlı Devleti nezdinde Avusturya elçisi olarak görevlendirmiştir.  1556 yılında V. Karl’ın ölümünden sonra Alman birliği dağılmış, bugünkü Alman coğrafyasında küçük Alman prenslikleri ortaya çıkmıştır.

Kanuni döneminde 1.Viyana Kuşatması sırasında Alman prensliklerinin bir kısmının Osmanlılara karşı Avusturya’nın yanında yer aldılar. Türk ve Alman orduları arasında yapılan son savaş ise 1683 yılında İkinci Viyana Kuşatması’nda yaşandı. Kuşatma sırasında Avusturya’ya yardıma gelenler arasında Hannover Prensi Ernst August’un oğlu Veliaht Prens Ludvig komutasında bir Alman birliği de vardı. Bu savaştan sonra Osmanlı ile Almanya arasında başlayan ilişki bugünlere kadar devam etti.

ÖNCE FRANSIZ, SONRA ALMAN HAYRANLIĞI

18. yüzyılda Osmanlılarda başlayan batılılaşma eğilimi nedeniyle Fransa’ya ciddi yakınlaşmalar başladı. Avrupa ağırlıklı olarak Fransa ile başlayan ticari ve kültürel ilişkiler, 19 yüzyılın başında Osmanlı-Alman yakınlaşması nedeniyle Almanya’ya yöneldi. Bunda İttihat ve Terakki’nin payı büyüktü. Osmanlı ile Almanlar arasındaki ilişki askeri ve teknik işbirliğine dönüştü. Zamanla ticari ve kültürel alanlara yayıldı. 18 yüzyılda Osmanlı’da yoğun olan Fransız hayranlığı 19. yüzyılda yerini Alman hayranlığına bıraktı.

1845 yılında kurulan Alman Şarkiyat Kurumu (Deutsche Morgenländische Gesellschaft) Osmanlı toprakları başta olmak üzere bir çok Asya ülkesinde devletlerden aldıkları özel izinlerle araştırmalar yaptılar. Alman bilim adamları ve teknisyenleri aldıkları özel izinlerle Anadolu ve Mezopotamya’da da arkeolojik araştırma ve kazılar başlattılar. Truva hazineleri, Bergama Akropolü’ndeki görkemli Zeus Tapınağı bu araştırmalar sonucu bulunmuş ve Berlin’e taşınmıştır. Sultan II. Abdülhamit, Rus ve İngiliz ortak tehdidine karşı Almanya’ya karşı yakınlaşma ihtiyacı duymuştur. Almanya ile başlayan bu yakınlaşma nedeniyle I. Wilhelm, 1889 ve 1898 tarihlerinde iki kez İstanbul’u ziyaret etmiştir.

İSTANBUL BAĞDAT DEMİRYOLU İNŞAASI

1898 yılında Bağdat demiryolu hattının tamamlanması için Osmanlı İmparatorluğu ile Deutsche Bank arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma sonucu kurulan “Anadolu Demiryolları Şirketi” bünyesindeki Türk-Alman ortaklığıyla Bağdat Demiryolu hattı projesi hayata geçirildi. Bu dönemde ayrıca İstanbul’da Alman okulları ve hastaneleri açılmış, birçok Türk subayı ve öğrencisi Almanya’ya eğitim görmek üzere gitmiştir.

1913 yılında eğitim ve çalışma amacıyla Berlin’de 1301 Türk yaşıyordu. Çalışanların büyük bölümü tütün sanayinde istihdam edilmişti. 1913 yılında Berlin’de sanayi ve ticaretle ve bilim ve teknoloji ile ilgili iki Türk gazetesi yayınlanmıştır. 1917 yılında “Yeni Türkiye” (Die neue Türkei) dergisi iki dilde okuyucunun karşısına çıkmaya başlamıştır.

ABDÜLHAMİD İLE BAŞLAYAN KARŞILIK ÇIKAR İLİŞKİSİ

Sultan Abdülhamit tarafından Almanya ile geliştirilen ilişkiler İkinci Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki tarafından sürdürülmüş, İttihat ve Terakki’nin yayın organı olan Osmanlı Dergisi. 1 Ocak 1900 tarihinden itibaren Almanca nüsha olarak çıkarılmaya başlanmıştır. 1908 yılında İngiltere ve Rusya’nın Osmanlı’nın durumunu görüşmek için yaptıkları toplantıya Almanların katılmaması, Almanları Osmanlı’nın vazgeçilmez müttefiki haline getirmiştir.

1. Dünya savaşının ilk aylarında Almanya ile müttefik olan Osmanlı savaşa girmemeyi tercih ederken, İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul’a sığınan ve Osmanlı devletince satın alındıkları açıklanan Gobel ve Braslav adlı iki Alman kruvazörü “Yavuz” ve “Midilli” isimlerini aldı. Türk bayrağı altında bu her iki geminin 1914 yılında Sivastopol’u bombalamaları sonrasında Osmanlı da 1. Dünya Savaşına fiilen katıldı.

Osmanlı İmparatorluğu ile Almanya’nın ittifak halinde bulunduğu I. Dünya Savaşı’nda Alman General Liman Von Sanders Osmanlı Ordusu’nu yeniden örgütlemekle görevlendirilmiştir. Liman von Sanders, Çanakkale, Filistin ve Suriye Cephelerinde Osmanlı Ordusuna komuta etmiştir.

Türk Alman ilişkilerinin genişlemesi, Abdülhamid’in denge siyasetinin bir parçası olarak başlamış, İttihat ve Terakki tarafından geliştirilmiştir. Osmanlı’nın İngiltere ve Rusya’ya karşı Almanya’yı müttefik olarak seçerken, Almanya da Osmanlı üzerinden Ortadoğu’da var olmayı bir seçenek olarak görmüştür. Bu ilişkiler Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışına kadar devam etti. Osmanlı’nın yıkılışıyla kesilen ilişkiler, 16 Mayıs 1924 tarihinde imzalanan dostluk anlaşmasıyla yeniden başladı. 1929 yılında konsolosluk anlaşması,1930 yılında ise Türkiye Almanya ticaret anlaşması imzalandı.

SAVAŞIMIN BİTİMİNE 3 AY KALA YAPILAN SAVAŞ İLANI

Türkiye Almanya ilişkileri Hitler Almanya’sında da devam etti. Türkiye 2. Dünya Savaşına kadar Almanya ile iyi ilişkiler geliştirdi. Diğer yandan ise Almanya’dan kaçan Nazi muhalifi bilim insanlarına Ankara’nın kapıları açıldı. Çok sayıda bilim insanı Türkiye’ye sığındı. Bu dönem alman teknolojisiyle birlikte, hukuk, tiyatro ve operanın gelişmesinde Almanların etkisi büyük oldu. Ankara’da Cumhuriyet dönemi yapılar olarak adlandırılan mimari yapılar, Alman tasarımcılar tarafından yapıldı.

Savaşta taraf olmamayı seçen Türkiye savaşın gidişinin iyice belirginleşmesi üzerine 2 Ağustos 1944’te Almanya ile siyasal ilişkilerini kesti. Fakat buna Türkiye Nazi Almanya’sını karşısına almadı ve ancak savaşın bitimine 3 ay kala 23 Şubat 1945 günü Almanya’ya savaş ilan etti. Almanya’ya savaş ilan etti. 24 Temmuz 1951 yılında Meclis’in kabul ettiği bir yasayla savaş halinin ortadan kalkmasıyla birlikte yeni Almanya ile ilişkiler yeniden kuruldu.

İŞÇİ GÖCÜ İLE İLİŞKİNİN BOYUTU DEĞİŞTİ…

30 Ekim 1961 tarihinde Almanya ile Türkiye arasında imzalanan “Türk işçilerinin Almanya Federal Cumhuriyeti’ne Gönderilmesine Dair Anlaşma” ile iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başladı. O dönemde Anadolu ve Kuzey Kürdistan’dan emekçiler çalışmak üzere Almanya’ya gelmeye başlamışlardır. Bu işçi göçü 1973 yılına, yani Almanya’nın yurtdışından işçi alımını durdurduğunu açıklamasına kadar sürdü. 1967 yılında 150 bin civarında olan Türkiyeli sayısı bugün üç milyonu aşmış durumda.

Türkiye bu dönemde ABD ile artan güvenlik işbirliğini Almanya ile yoğunlaşan ekonomik işbirliği ile tamamlamıştır. Soğuk Savaş süresince Türkiye tarafından Almanya ve ABD arasındaki çapraz ikili ilişkiler geliştirilmiş, her iki ülke birbirinin alternatifi değil, tamamlayanı olarak görülmüştür.  Bu dönem, bu politikanın ürünü olarak Türkiye’de bazı politikacılar alman ekolü, bazı politikacılar ise Amerikancı olarak lanse edilmiştir.

ALMAN TANKLARI KÜRDİSTAN’DAKİ KİRLİ SAVAŞTA

1980 yılında yapılan askeri darbe sonrasında binlerce muhalif Almanya’ya sığındı. 1984 yılında PKK’nin silahlı güçlerinin Eruh ve Şemdinli eylemleriyle silahlı mücadeleyi başlatması sonrasında Türkiye Almanya ilişkileri askeri alanda yoğunlaştı. Türkiye Almanya’dan PKK’ya karşı kullanılmak üzere milyarlarca dolar silah satın aldı. Türkiye’nin satın aldığı leopard tanklarının Kürtlere karşı kullanıldığı basında yer alınca, Almanya’da bulunan Kürtler ve buna karşı çıkan Almanlar ayaklandı. Alman parlamentosunda yoğun tartışmalar yaşandı.

1994 yılının Nisan ayında Alman Hükümeti tarafından, Türkiye’nin Almanya’dan aldığı silâhları anlaşmalara aykırı olarak iç güvenlik amacıyla kullandığı öne sürülmüş ve Türkiye’ye silâh sevkiyatı durdurulmuştur. Bunun neticesinde iki ülke arasındaki ilişkilerde gerilimli bir dönem yaşanmış ve Türkiye’de Alman mallarının kullanılmaması yönünde kampanyalar yürütülmüştür.

Türkiye- Almanya arasında gerilen bu ilişkilere karşı Almanya-Türkiye arasında ticari ilişkiler durmamış ve devam etmiştir. Yalnız Almanya bu silahların kullanımını yasaklarken, diğer taraftan PKK’nin Almanya’daki faaliyetlerini yasadışı ilan ederek Kürtlere yönelik tutuklama ve baskı operasyonlarını yönetti. Almanya bir yandan sattığı silahların kullanılmaması kararın alırken, diğer taraftan ise Türkiye’nin istemleri doğrultusunda Kürtlere yönelik politikalar izlemeye başladı.

SPD-YEŞİLLER AB YOLUNU AÇTI

Türkiye ile Almanya arasında 1994 yılında gerilen ilişkiler yerini yumuşamaya bırakırken, Aralık 1997’de Lüksemburg’da yapılan AB Zirvesi’nden Türkiye’nin AB üyeliği konusunda olumlu bir karar çıkmaması üzerine, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilim daha yaşandı. Alman ve Türk politikacılar arasında tartışmalar medya yoluyla uzunca bir süre devam etti.

1998-1999 yıllarında Türkiye- Almanya ilişkilerinde bir durgunluk yaşanırken, 1998 Eylül ayında gerçekleştirilen genel seçimlerde, Helmut Kohl’ün Başkanlığında 16 yıl iktidarda kalan CDU/CSU – FDP koalisyonu, yönetimi Schröder başkanlığındaki SPD – Yeşiller koalisyonuna bırakmıştır. SPD-Yeşiller hükümeti göreve geldiği ilk günden itibaren, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerde yeniden düzelme başladı.

Alman hükümeti, din ve kültür farklılıklarının AB üyeliği için bir engel olmadığını, AB kapısının Türkiye’ye açık olduğunu, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi halinde AB’ne girebileceğini açıkladı. Alman Hükümeti, Helsinki Zirvesine uzanan yolda, Türkiye’nin adaylığının tescil edilmesi için çalışmalarda yürüttü. 11 Aralık 1999 tarihlerinde yapılan AB Helsinki Zirvesinde Türkiye’nin katılım adaylığının resmen tanınması kararının alınmasında Almanya’nın büyük etkisi oldu.

300 yıllık Almanya-Türkiye dostluğunun perde arkası-II

Merkel’in Erdoğan iktidarıyla ilişkilerdeki asıl belirsizlik 24 Eylül seçimlerinden sonraki döneme ait. Erdoğan ile “kanka siyaseti” bir reklam arasından sonra yine kaldığı yerden devam mı edecek?

2005 yılında Almanya’da başbakanlık koltuğuna oturan Hıristiyan demokrat politikacı Angela Merkel ile AKP iktidarı döneminde Almanya-Türkiye yakınlaşması oldu. Her ne kadar AKP Milli Görüş geleneğini reddetse de, Milli Görüş geleneğinin kurucusu Necmettin Erbakan ve çevresinin Alman ekolünden olduğu biliniyor. Bu dönem Almanya ile Türkiye arasında ciddi ilişkiler gelişti.

Bugün Almanya’da üç milyonu aşkın Türkiyeli yaşarken, Türkiye’de 50 bin civarında Alman vatandaşı yaşamakta. Yine Türkiye-Almanya ticari ilişkileri incelendiğinde 2016 yılı verilerine göre ticaret hacmi 36.8 milyar Euro’dur. Türkiye’de faaliyet gösteren Alman şirketlerinin sayısı 6 bini buluyor. Başka hiçbir ülkede bu kadar Alman şirketi bulunmuyor. Her iki ülke de ekonomik ilişkileri üst seviyede tutmaya özen gösteriyor.

AKP iktidarı, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” tezinden yola çıkarak oluşturduğu Ortadoğu politikasıyla, Ortadoğu’ya yön vermeye çalıştı. Tunus’ta başlayan Arap Baharı isyanları Mısır, Libya’yı sardığında, Türkiye, Katar ve Arabistan ile birlikte oluşturduğu üçlü troyka ile birlikte Esad muhaliflerini destekleyerek Esad’dan iktidarı bırakmasını istedi.

Esad ile birlikte maç izleyen, aile boyu görüşen dönemin Türk başbakanı Erdoğan, bu krizi Suriye’de fırsata çevirmek istedi. 2011 yılında Hama, Humus, İdlib ve Şam’da başlayan silahlı isyan altı yıldır sürüyor. Bu altı yıllık sürede çok sayıda örgüt Suriye’de güç gösterisi yaptı. Üçlü Troyka tarafından desteklenen ÖSO ve diğer gruplar DAİŞ tarafından sahadan silindi. Bu gruplara verilen silahlar DAİŞ’in eline geçti. 2014 yılında Kürtler Suriye’de DAİŞ’e karşı gösterdikleri dirençle önemli bir güç haline geldi. Tunus, Mısır Libya gibi kısa süreceği beklenen Suriye iç savaşının uzaması, milyonlarca göçmenin Türkiye üzerinden AB yollarına düşmesi Türkiye AB ilişkilerini de zorladı.

MÜLTECİ AKINIYLA DEĞİŞEN DENGELER

AB ile Türkiye arasında defalarca yapılan diplomatik görüşmelerde mülteci sorununa çözümler üretilemedi. Türkiye AB ilişkileri limoni olan, Türkiye’de sistem değişikliği yaparak tek adamlığını tescillemek isteyen Erdoğan bu krizi AB’ye karşı kullandı. Merkel 2016 yılında defalarca Türkiye’ye geldi. Türkiye’de bu dönem yaşanan hukuksuzluklar, anti demokratik uygulamalar, Kürtlere ve muhaliflere yönelik baskılara AB açıkça göz yumdu.  Bu görüşmeler sonucunda Türkiye AB arasında göçmen protokolü imzalandı. Buna rağmen Türkiye dönem dönem, Afganistan’dan gelip İran’da kamplarda kalan 3 milyon Afgan için de sınırları açacağını söyleyerek resmen AB’ye şantajlarla kafa tuttu.

Merkel ile AKP arasında bu dönemde meydana gelen yakınlaşma, Almanya Parlamentosu’nun  2016 yılında kabul ettiği “Ermeni Olaylarının Soykırım olarak Tanınması” kararı nedeniyle  yeniden gerildi. Türkiye Almanya Büyükelçisini geri çağırdı. Fakat buna rağmen Merkel defalarca Türkiye’ye giderek Erdoğan ve Davutoğlu ile görüştü.

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ İLİŞKİLERİ YENİDEN GERDİ

Başarısız 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çok sayıda Gülen cemaati üyesi Almanya’ya iltica etti. Almanya’nın bunları kabul etmesi, baskı gören öğretmen ve gazetecilere kapısını açmasıyla nedeniyle Türkiye-Almanya arasında yoğun tartışmalar yaşandı. Göçmen geriliminde arabulucu rolü oynayan Almanya ile ilişkiler bu iltica taleplerinin kabulüyle gerilim üst düzeye çıktı.

16 Nisan referandumu öncesinde Almanya’nın AKP’li bakanların ve Erdoğan’ın yapacağı mitinglere izin vermemesi her iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden gerdi. Yine Almanya, Erdoğan’ın telekonferans ile mitinglere katılmasını yasakladı. Türkiye Almanya Büyükelçisini çağırarak nota verirken, Almanya da buna tepki gösterdi.

DAİŞ ile mücadele kapsamında İncirlik Hava Üssü’nde yaklaşık 260 Alman askeri personeli görev yapıyordu. Ayrıca Alman ordusuna ait 6 Tornado keşif uçağı ve bir adet Airbus yakıt ikmal uçağı İncirlik Üssü’nde bulunuyordu. Uçaklar Suriye ve Irak’ta DAİŞ’e karşı düzenlenen operasyonlarda görev yapıyordu.

Alman meclisinin 2016 yılında Ermeni Soykırımı’nı tanıyan kararı sonrası, Ankara Alman milletvekillerinin üsteki askerleri ziyaret etmesine izin vermedi.  Bir grup milletvekiline Konya’da bulunan üssü ziyaret etme izni verildi. Fakat daha sonra heyette bulunan Sol Partili bir vekilin “PKK ‘yi terör örgütü olarak görmüyorum” açıklaması sonrasında, Konya üs ziyareti de iptal edildi. Ziyaret izni verilmemesi üzerine Almanya’da askerlerini İncirlik’ten çekerek Ürdün’e taşınacağını açıkladı.

‘BEN BURDA OTURDUĞUM SÜRECE YÜCEL HAPİSTE OLACAK’

Türkiye hükümetinin darbede parmağı bulunduğu gerekçesiyle Almanya’dan MİT kanalıyla istediği bazı generallerin verilmemesi üzerine Türkiye’den de misilleme geldi. Hem Türkiye hem Almanya vatandaşı olan gazeteci Deniz Yücel “terör propagandası yapmak ve halkı kin ve düşmanlığı tahrik etmek” suçlamasıyla 14 Şubat 2017 günü gözaltına alındı.

Yaklaşık iki hafta gözaltında tutulan Yücel 27 Şubat’ta tutuklandı. Alman hükümeti Deniz Yücel hakkındaki iddiaları makul bulmazken gazetecinin serbest bırakılması talebini hem üst düzey temaslarda hem kamuoyu önünde defalarca dile getirdi. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ise Yücel’in Almanya’ya iade edilmesi ihtimaline dair şu açıklama geldi:”Hiçbir surette olmayacak, ben bu makamda olduğum sürece asla.” Fakat daha sonra ortaya çıkan pazarlıklarda, Yücel’in Almanya’da iltica eden bazı generallerle takas edilmesinin Türkiye tarafından istendiği ortaya çıktı. Buna rağmen Deniz Yücel hala tutuklu.

DİTİB SORUŞTURMASI

Almanya’da faaliyet gösteren Türk devletinin resmi diyanet kurumu Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı imamların MİT için bilgi toplayarak Ankara’ya bilgi notları gönderdiği ortaya çıktı. Erdoğan rejimine bağlı “Casus imamlar” Alman kamuoyunda büyük tepki çekti.  DİTİB imamlarının 28 kişi ve 11 kurum hakkında Ankara’ya bilgi verdiği ileri sürülüyor. Listelerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emriyle Köln, Düsseldorf ve Münih başkonsoloslukları bölgesinde DİTİB imamları tarafından hazırlandığı belirtiliyor. Alman basınına göre ise ülke çapında 20 Türk vatandaşı hakkında casusluk soruşturma başlatıldı.

ALMANYA MİT’İN FİŞLEDİĞİ KÜRTLERİ GİZLİYOR

DİTİB hakkında yürütülen soruşturmada DİTİB imamlarının Kürtleri de fişlediği ve listeleyerek Türkiye MİT’in verdiği,  bazı DİTİB üyelerinin MİT adına çalıştığı da ortaya çıktı. Bunun da ötesinde Türkiye’nin Almanya’ya verdiği Kürt siyasetçilerin listesi ise Alman hükümeti tarafından gizlendi. Alman milletvekillerinin açığa çıkardığı bu skandala karşın Alman polisinin bazı Kürt siyasetçileri can güvenlikleri için uyardığı da biliniyor. Fakat Almanya tüm çağrılara rağmen bu listelerde kimlerin bulunduğunu açıklamıyor.

Almanya Türkiye ile bu sorunları yaşarken, Avrupa’da YPG ve YPj bayraklarını yasaklayan tek hükümet Merkel hükümetidir. Yine Almanya Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK bayrakları açtığı gerekçesiyle de onlarca Kürt hakkında dava açtı. Almanya’nın bu tutumuna karşın Almanya’da bulunan Kürt toplumu tüm etkinliklerde ve açıklamalarda Alman hükümetinin bu  kararını tanımayarak poster, bayrak ve flamalarını hala açıyorlar.

Yine Almanya’da son 10 yılda 20’ye yakın Kürt siyasetçisi tutuklandı. Bunlara 2.4 yıl ile 3.5 yıl arasında hapis cezası da verdi. Yine bazı Kürt siyasetçiler hakkında çeşitli soruşturmalar yürütüldüğü de açığa çıktı.

Bu arada bazı Alman şirketleri hakkında Türkiye’de başlatılan soruşturmaların basına sızması üzerine Almanya Türkiye ile ekonomik ilişkilerini gözden geçirme kararı aldı. Merkel hükümeti, Alman şirketlerinin Türkiye’de yapacağı yatırımlarda garantör olmama kararı alırken, Alman vatandaşları için Türkiye güvenli olmayan ülke ilan edildi. Bunun üzerine Türkiye Almanya’ya verdiği şirketlerin listesini çekerken, Alman yatırımlarının Türkiye’den kaçmaması için Türkiye’de yatırım yapan alman şirketleriyle toplantı da yaptı. Bu Erdoğan iktidarının Merkel hükümetine verdiği ilk taviz olarak kayıtlara geçti.

MERKEL 24 EYLÜL’DEN SONRA NE YAPACAK?

Büyükada’da İnsan hakları savunucularının gözaltına alınması ve aralarında alman vatandaşı Peter Steudtner’in tutuklanması Türkiye-Almanya ilişkilerindeki gerilimi daha da artırdı. Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, Erdoğan’ın, Türkiye ile Almanya arasındaki asırlık ilişkilerle kumar oynadığını söyledi.

Alman Bild gazetesinde konuşan Schaeuble, “Erdoğan yüzyıllık ortaklığı tehlikeye atıyor. Bu çok yazık çünkü bizi birbirimize bağlayan gerçekten çok şey var. Ancak bize şantaj yapılmasına izin veremeyiz” dedi. Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel önümüzdeki günlerde Avrupalı ortaklarıyla Türkiye’nin AB üyeliğini ele alacaklarını belirtti.

Türkiye ile Almanya arasında gerilen ilişkilerin düzeltilmesi için Erdoğan iktidarı tavizler verecek mi? Ankara Alman şirketleri listesinin yanlış anlaşıldığını söyleyerek küçük de olsa Berlin’e ilk tavizi vermişti. Son olarak “NATO heyeti” şeklinde dolaylı da olsa bir grup Alman parlamenterin Konya’daki askerleri ziyaret etmesine izin verdi. Peki bu “küçük tavizleri” “büyük tavizler” izleyecek mi?

Almanya ciddi tavizler almadan Ankara ile gerilen ilişkileri düzeltmek için adım atmak istemiyor. Erdoğan ve ekibi ise “Almanya’nın bize ayar verilmesini istemiyoruz” diyerek kamuoyu önünde taviz vermekten çekiniyor. Çünkü tavizlerin deyim yerindeyse “çorap söküğü” gibi geleceğini biliyor. Erdoğan Putin ve İsrail’e karşı yaptığı gibi “kapılı kapılar ardındaki diplomasi” oyununa başvurarak Merkel ile ilişkileri düzeltebilir.

Ancak Merkel’in önünde 24 Eylül seçimleri var. Rakibi sosyal demokrat politikacı Schulz seçim meydanlarında bol bol kullanmak için Erdoğan’a karşı atılacak geri adımları can havliyle bekliyor. Bunu çok iyi bilen Merkel’in ekibi önümüzdeki günlerde Erdoğan’a karşı daha fazla sesini yükseltebilir. Zira Merkel Erdoğan’a “bozuk atmanın” seçmenlerine iyi geldiğini geçtiğimiz aylarda eyalet seçimlerinde gördü.

Her halükarda Merkel’in tekrar başbakanlık koltuğuna oturmasına kesin gözüyle bakılıyor. Bu Merkel için dördüncü dönem anlamına gelecek ve böylelikle aralıksız 16 yıl iktidarda kalan Helmut Kohl’ün rekoruna yetişmiş olacak. Erdoğan iktidarıyla ilişkilerdeki asıl belirsizlik 24 Eylül seçimlerinden sonraki döneme ait. Erdoğan ile “kanka siyaseti” bir reklam arasından sonra yine kaldığı yerden devam mı edecek? Yoksa gerçekten Almanya Türkiye ile 300 yıllık dostluğunda yeni bir dönem başlatıyor. Şüphesiz bu dönemde Ortadoğu’daki gelişmeler, Erdoğan rejimine karşı verilen mücadele ve Kürdistan’daki direnişin payı da büyük olacak.

Related Articles