AB İle Olanlar

Türkiye’nin, Avrupa Birliği ülkeleriyle yaşadığı gerilimi ‘ilkeler’ üzerinden açıklamak çok anlaşılır gelmiyor. Bu tespit iki taraf için de geçerlidir. Türkiye’de 7 Haziran seçimleri sonrası ülkede sarayın ve AKP’nin, muhalefete ve özellikle HDP’ye yönelik baskıları, Kürt illerini yerle bir eden uygulamalar AB ve kurumlarından ciddi bir tepki doğurmadı. AB, Türkiye’deki baskı politikalarına ilkeler bazında yaklaşmış olsaydı çok ciddi uyarılar, hatta yaptırımları devreye sokabilirdi. Ne yazık ki bu gelişmelere sessiz kaldı. Anlaşılıyor ki, insan hakları ihlalleri ve katliamlar, AB’nin demokrasi ve insan hakları ilkelerini rahatsız etmemiştir.

AKP’nin Türkiye’yi açık cezaevine dönüştüren, baskı ve faşizan uygulamaları, katliamları ve Suriye’de teröre angaje politikaları cari iken, AB ülkelerine ‘demokrasi’, ‘insan hakları’ ilkeleri üzerinden saydırması da komik ötesi trajik- komik bir durum. Zira devletin geleneğinde, lügatinde bu kavramlar hiçbir zaman yer bulmadı.

Aslında iki taraf arasında yaşanan gerilim, muhafazakar, sağcı hatta milliyetçi kutupların bir birini besleyen sürtüşmesinden ibaret. Dahası ülkelerindeki seçimlerde sonuç almaya yönelik hamlelerdir. 2008 yılında yurtdışında ve temsilciliklerde propaganda yapma yasağı ortayken, önceki seçimlerde birinci parti olarak çıktığı ülkelerde böyle bir zorlamaya gitmeleri durumlarına delalettir. Kısa süreli olacak ve hiçbir şey olmamış gibi mi davranılacak? Yoksa kriz daha derinleşecek mi? Göreceğiz.

Saray ve AKP’nin dış politikadaki, diplomasideki başarısızlıkları, tercihleri, Türkiye’yi dört tarafıyla sorunlu ülke haline getirmiştir. Ülke içinde yarattığı gerginlik, toplumun geniş kesimleri açısından nefes alınamaz bir halde iken, bütün komşularla yaratılan yapay gerginlikler, iç baskıyı daha da derinleştirme fırsatına çeviriyor.

Almanya, Hollanda, Danimarka ve İsveç ile Saray arasındaki bu gerilimin,  diğer ülkelere de sıçrayıp sıçramayacağını henüz kestirmek zor. Gerçek şu ki, dış ticaretin büyük kısmı bu coğrafya ile yapılıyor. 28 ülkeden oluşan AB ile yapılan dış ticaret rakamları yıllar itibariyle şu şekildedir;

Yıllar       (İhracat –Milyon$)               (İhracat%)           (İthalat-Milyon $)        (İthalat%)           

2013                       63.040                           41,5                               92.46                     36,7

2014                       68.519                           43,5                               88.78                     36,7

2015                       64.034                           44,5                               78.67                     38,0

(Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu)

Türkiye’nin toplam ihracatı yıllar itibariyle; 2013’te 151 milyar 80 milyon dolar, 2014’te 157 milyar 62 milyon dolar ve 2015’te ise 143 milyar 94 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi en fazla ihracat AB ülkelerine yapılmaktadır. Toplam ithalata baktığımızda yıllar itibariyle sırasıyla 2013’te 251 milyar 66 milyon dolar, 2014’te 242 milyar 18 milyon dolar ve 2015’te ise 207 milyar 2 milyon dolardır. Türkiye, ithalatının da üçte biri yine bu ülkelerle yapılmaktadır.

Türkiye ile Hollanda arasındaki dış ticaret hacmi 10 milyar dolar civarında. İki ülke arasında geçen yılki yıllık ticaret hacmi 6.6 milyar doları bulurken, Hollanda’nın son bir buçuk yılda Türkiye’ye yaptığı doğrudan yatırım 1.7 milyar dolar, faaliyet gösteren şirket sayısı 2 bin 694,  turizme katkısı ise 1 milyar dolar civarında. 3 milyar dolarlık ithalatla Hollanda ülkeler sıralamasında 16. Sırada yer alıyor. Unilever, ING Bank, KLM Havayolları, Royal Dutch Shell, Philips, Perfetti ve Philip Morris bu şirketlerin bazıları.

Bu iktisadi gerçekler ortayken, üst perdeden konuşmak, tehdit etmek, şirazeden çıkmak sarayın geçmişte İsrail, Rusya örneğini hatırlatıyor. Hükümetin, diplomasi dışı  girişimlerinin temel amacı 16 Nisan’da yapılacak referandumda evet oylarını yükseltmek.  İçeride ve dışarıdaki seçmeni konsolide etmek. Zaten işe hayırcıları terörist, hainlikle suçlamakla başladı.

Bütün bunlar olup biterken unuttukları şey, referandumun bir gün, uluslararası ilişkiler, iç siyasal yaşam hep devam edecek. Velev ki referandumu kazandılar. İçeride yüzde elli düşman, dışarıda AB, Suriye, İran, Yunanistan, ABD düşman.  Dünyadan izole mi yönetilecek bu ülke? Yoksa İsrail, Rusya ile olanlar bütün bu ülkelerle tekrar mı edilecek? Bu kadar da olmaz demeyin. Olur?!

Related Articles